30 Eylül 2008 Salı

Çiya - Kadıköy Çarşı

Ben ki kebaptan anlarım, Çiya benim bile ligimin çok üstünde bana kalırsa..

Sanıyorum geçen kıştı, Halil'in iş arkadaşları ile gitmiştik ilk kez Çiya'ya. Bana bir tuhaf gelmişti Kadıköy Çarşısı'Nın içinde bir "lokantaya" gitmek ama, anlaşılan lokanta değilmiş gittiğimiz yer.
Çarşının içinde birden çok restoranı var Çiya'nın; bir tanesi ev yemeği yapıyor, diğer ikisi ise kebap işi ile ilgileniyor. Bizim gititğimiz iki katlı bir kebap salonuydu; girişte içli köfte, minik pideler, sıcak aperatiflerin bulunduğu bir büfenin yanında salata büfesi bulunuyor. Fakat yanlış anlamayın; öyle Pizza Hut'ta yediğiniz salatalardan değil; zeytinyağlı patlıcan dolmasından börülceye kadar birçok meze ve zeytinyağlı bulunuyor. seyretmek ile şölen gibi.

Benim canım bu büfedeki şeyleri deliler gibi denemek istediği için ben sadece çöp şiş siparişi verdim; Halil ise abugannuş istedi. Ve hemen alt kata inip mezelerden tabağıma doldurmaya koyuldum. Yoğurtlu Patlıcan, Kürt Köftesi, Zahter, Avrat Salatası, Murç, Dolma, Kör Köfte, Mahammara gibi bilimum antep (sanıyorum) mutfağının örneklerini tabağıma doldurdum. Kör Köfte inanılmaz değişikti, Zahter de. Neyse.. herşeyden birer tatlı kaşığı aldığım için sorun olmadı.. :) Bunun dışında birer fındık lahmacun (olmazsa olmaz), peynirli pide aldık oburluğumuza doymadığımız için.

Yemeğimizi ellerimizle yedikten sonra hesabı alana kadar ise garson bize, denememiz için iki şey bardak elma ve böğürtlen şerbeti getirdi. Hiç bilmediğim bu tadları denemek gerçekten de harikaydı.

Garsonların ilgisi, yayık ayranının tadı, kebapların acısının kıvamı ve mezelerin muhteşemliği ise beni benden aldı.

Gerçek bir kebap deneyimi yaşamak ve bunu da pahalı görünen ama aslında fabrikasyon iş yapan kebapçılarda aramak istemiyorsanız, bence bir yolunu bulun ve Kadıköy Çarşı'ya gidip Çiya'da yemek yiyin. Eminim beni anlayacaksınız.

www.ciya.com.tr (Web sitesi kesinlikle ziyaret edilmeli.Tam bir kültür bomardımanı yaşacaksınız)

Çiya Kebap

Caferağa Mah. Güneşlibahçe Sk. 48/B Kadıköy - İstanbul
Tel: (216) 336 30 13 - Faks: (216) 349 19 02

Çiya Kebap 2

Caferağa Mah. Güneşlibahçe Sk. No: 44 Kadıköy - İstanbul
Tel: (216) 418 51 15 - Faks: (216) 349 19 02

Çiya Sofrası

Caferağa Mah. Güneşlibahçe Sk. No:43 Kadıköy - İstanbul
Tel: (216) 330 31 90 - Faks: (216) 349 19 02

29 Eylül 2008 Pazartesi

Marmara Pastanesi - Feneryolu Kadıköy

Beykoz'a taşınmadan önce Feneryolu'nda otururduk. O nedenle de "mahalle" ne demek çok iyi bilirim; ekmeğimizi fırından alırdık, domatesimizi manavdan, leblebi yeni kavrulmuş olurdu kuruyemişçide, gazetemizi getirecek kapımız olmadı hiç. Bunun için de tüm mahalle tanırdı beni. Sabahları pijamamın üzerine kırmızı paltomu giyer badi badi bakkal çakkal gezerdim..

Geçenlerde kız kardeşim Aysu ile de yad ettik eski günleri. Farkettik ki bazı tadlar hala damağımızda. Ama bu tadlar çok güzel olduğu için değil, sadece bizim için çok güzel şeyler ifade ettiği için. Örneğin, küçükken yediğim şemsiye çukulataların binbir kat daha güzli truffle'lar yiyorum ama ne zaman bir yerde şemsiye çukulata ile karşılaşsam almadan edemiyorum. Ya da Mabel sakız; artık Neo bilmemne sakızlar yaptılar, çiğnerken içinde sular patlıyor, ama ben yine de Mabel sakızın kayışvari tadını hiçbirşeye değişmem.

İşte Marmara Pastanesi o zamanlardan kalan bir tad benim için. Onun için de çok değerli.

Hatırlarım; bir 10 dk kadar yürürdüm Marmara Pastanesi'ne gidebilmek için. Muhteşem "pizza"ları (hani pastane hamurundan yapılan domatesli, sosisli pizzalar vardır ya), tadından yenmeyecek pastaları vardı. Hatta hatırladığım kadarıyla ilk Marmara Pastanesi'nde görmüştüm beyaz çukulatalı pastayı. Belki de beyaz çukulatayı. Ufacık bir pastayı, dilim dilim kestikleri beyaz çukulata ile süslemişlerdi. Alamamıştım, pahalıydı. ..

Birkaç hafta önce, tam da Ramazan ayı gelmeden son pazar günü, Halil ile kahvaltı etmeye gittik Marmara Pastanesi'ne. Biliyorum, kahvaltı için o kadar da uygun bir yer değil. Zaten kahvaltı tabakları falan da yok. Ama benim için o kadar çok şey ifade ediyordu ki pastane, tadına doyum olmadı gerçekten de.

Neler yediğimize gelince, jambonlu kaşarlı poğaça (pek sevmedim, tavuk jambonmuş, bize söylememişlerdi), pizza ( yorumsuz :)) ), su böreği, birkaç çeşit de çukulatalı eklerle pasta arası tatlı. Tatlı yemeden duramam biliyorsunuz. Hepsinden öyle keyif aldım ki şaşarsınız. Hele bir de, fabrikasyona dönmemiş demleme çaylarımı güpür güpür içince midem bayram etti.

Tel: 0216 567 8557
Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsü Karşısı

12 Eylül 2008 Cuma

ARANAN KÖFTECİ- Ayvalık/Balıkesir


20 senedir her yaz Ayvalığa gidiyorum. Rakı-Balık , egenin muhteşem mezeleri ve enfes zeytinyağıyla gurmeler için başlıbaşına bir cennet, benim içinde tabii =). Sanılanın aksine bu saydıklarımın dışında meşhur bir özelliği daha var. Ayvalık’ın içindeki halde Esat Özağra’nın sahibi olduğu Aranan Köfteci’de isminin hakkını vererek ilk ziyaret ettiklerim arasında yer alıyor her gidişimde.

Gelenlerin güleryüzlü garsonlar hatta bazen bizzat Esat Usta tarafından karşılandığı bu küçük ama güzel restoranda her yaştan insana rastlayabilirsiniz. Ayvalıklılar çorba içmeye gelirken buranın methini duymuş yazlıkçılar muhteşem köftelerin tadına bakmaya geliyor.

Menü çok çeşitli değil, Izgara Köfte, kendi zeytinyağlarıyla ( Bu bence ayrı bir yazı konusu olmalı) hazırlanmış piyaz, yoğurt, pilav, cacık, kurufasulyeden oluşuyor. Ben şu ana kadar hepsini denedim ama bu yazıya konu olacak olan tabiiki favorim olan ızgara köfte.

Izgara köfteler porsiyon açısından gayet doyurucu ama öyle lezzetliler ki ilave yaptırmamak hata olur diye düşnüyorum. Köfte yapımı kolay bir yemek olmasına rağmen kişisel fikrim güzel yapan yerlerin çok olmadığı. Aranan Köfteci’de köfteler ızgara köfteye yakışır hafiflikte, baharatı tuzu tam yerinde. Servis yapılırken yanına közlenmiş biber , yeşillik ve domates konuluyor. Benim dışarıda yemek yerken özellikle en dikkat ettiğim bu yeşilliklerin tazeliği, burada herşey taptaze sunuluyor.


Gelelim, tadabileceğiniz en lezzetli zeytinyağıyla servis edilen piyaza. Bildiğimiz piyazı güzelleştiren bu zeytinyağı kesinlikle. Açık yeşil rengini görür görmez muhteşem aromaya sahip olduğunu anlaşılıyor. Meraklı olanlar Esat Usta’dan zeytinyağı ve zeytin alabiliyor.

Herkes tercih etmesede köfte ve piyazın yanına yoğurt almanızı da tavsiye ederim. Öyle taze ve öyle hafifki denediğinize pişman olmayacaksınız.

Dediğim gibi menüdeki diğer yemekleri de denedim hepsi gayet başarılı. Mekan ufak ama hem içerde hemde dışarda beklemeden yer bulabilirsiniz tabii günlerden Cumartesi değilse.

Benden 10 üzerinden 9.

Ayvalık’a yolu düşenlere şiddetle tavsiye edilir.


Adres: Aranan Köfteci- Esat Özağra
Belediye Sebze Hali Ayvalık
Tel: 0266 312 17 86

7 Eylül 2008 Pazar

İst Cafe - İstiklal Caddesi Beyoğlu

İftarlar başladı. Ben de uzun zamandır görüşemediğim bilimum arkadaşım ile iftar yemeklerinde görüşebiliyorum. Bu haftasonu lisanstan sınıf arkadaşlarım ile İst Cafe'de çok güzel bir iftar yaptık. Bundan önce de birkaç kez İst Cafe'ye gitmişliğim,çok güzel pizzalar ve makarnalar yemişliğim vardır ama bu cumartesi yediğim iftar yemeğinin tadı damağımda kaldı inanın.
Gidenler bilirler, İst Cafe, İstiklal Caddesi'nin üzerinde, Taksim'den Galatasaray'a giderken Fransız Konsolosluğu'nu geçtikten az sonra sağda. Girişinden mekanın ufak bir yer olduğu sanılsa da aslında İst Cafe'nin yandaki sokağa da bakan bir "vitrini" var, içerisi labirent gibi, her köşede masalar var. Ve hatta bu haftasonu gördüm ki ikinci bir katı da varmış. Biraz sıcak olsa da (klimalar bozukmuş) güzel bir masa ayırmışlar 15 kişilik grubumuza. Birçok yeni restoranda olduğu gibi İst'te de mutfak, camekanla ayrılmış ve içerisini seyredebiliyorsunuz. Garsonlar inanılmaz candan, koşuşturup duruyorlar. (Dolayısıyla da bizden güzel bir bahşiş kopardılar:) )

Neler yediğimize gelince... İst'de Ramazan boyunca haftanın yedi gününe özel yedi menü oluşturulmuş; bizim yediğimiz cumartesi menüsünde çorba (süzme mercimek), ana yemek (beğendili kebap), salata, iftariyelik (hurma, peynir, zeynin.. vs), sigara böreği, tatlı ve çay vardı. Bir de sınırsız soğuk su. Yemekler gerçekten de harikaydı. Tadları o kadar güzeldi ki beğendili kebabı ekmekle sıyırmak falan istedim (ki hiç adetim değildir!?). Dahası tüm bunlara ne kadar verdik?? : fiks 17,50 YTL. Şookk! Yok dedim, inanamadım ama gerçekten de bu kadar ucuz. Tatlı olarak verdikleri şekerpare herkese yetmeyince aramızdan bazılarına güllaç, bazılarına puding vari bir tatlı verdiler. Eh.. Bu da aramızda anlamazlığa sebep oldu tabii ki. Neyse ki Halil benimle güllacını paylaştı.

Ama bence asıl güzellik garsonun canla başla bize yemek yetiştirmeye çalışması ve bunları yaparken bir kez üflemeden ve falso yapmadan uğraşmasıydı. Takdir ettim.

Bence İst 10 üzerinden 8,5 alır.(Rivayete göre muhteşem brunch masaları da varmış. Ramazan sonrası denemeye karar verdim.)

P.S. : Lütfen kusura bakmayın,oburluktan (ve tabii ki sohbetin tadından) kendi yediğim yemeklerin fotoğrafını çekemedim; bu sebepten internet sitesinden aldığım fotoğrafları sizerle paylaşıyorum. Bir kez daha gittiğimde söz çektiğim resimleri ekleyeceğim.

İst Cafe
Adres : İstiklal Cad. No:10/12 Beyoğlu İstanbul
Tel: 0212 251 79 44 - 45
Fax: 0212 251 79 45
Paket Servic : 0212 251 79 51
www.istcafe.com

29 Temmuz 2008 Salı

Kemal'in Yeri - Moda Kadıköy


Bugün size birçoğunuzun, birçoğunuzun anne ve babalarının, birçoğunuzun dedeleri ve ninelerinin yakından bildiği; İstanbul anadolu yakasında büyümüş, İstanbul'un (nispeten) yerlisi olan herkesin tanıdığı, bildiği bir yeri anlatmayı düşünüyorum. Daha doğrusu oradan kendi anladıklarımı size aktarmayı... Çünkü dediğim gibi herkes tanıyordur Kemal'in Yeri'ni.
Çocukluğumdan aklımda kalan TRT cümleciklerinden biri "Barış Manço Moda 81300 İstanbul". Yanlış mı hatırlıyorum yoksa??


Küçükken Feneryolu'nda otururduk. Kuyubaşı'nda. Küçük bi rmüstakil evimiz vardı. Sonradan baktık ki son müstakil ev bizimdi. Taşınmak gerekti, oraya yepyeni, süperlüks bir apartman yapmak gerekliydi; yaptırdık. Bir bahçemiz vardı; bir kısmında domates yetiştirirdik (hep çürük çarık eciş bücüş olurlardı ama..), bir çardağımız vardı, eski çardaklardan, beyaz demirden. Kadıköy'e yürüyerek giderdik, Cadde'nin adı Bağdat Caddesi'ydi. Kristal vardı; Kral ve Ben vardı.. Neyse... bunlar farklı mevzular..


Kemal'in yeri, içindeki plastik sandalyeleri, zeminin kaplandığı yeşil halısı, 70'lerden kalan plastik yuvarlık lambaları, pis tuvalete, tuhaf garsonları ile bana çocukluğumu hatırlatıyor. Şimdilerde çok daha kaliteli yerler var çayını yudumlayabileceğin, boğaza nazır dinlenebileceğin, sevgiline sarılabileceğin. Ama yüzümde aynı gülümsemeyi yaratmıyor nedense..


Kemal'in yeri bir çay bahçesinden ziyade bir kameriye. Girişi Moda'daki diğer çay bahçelerinden biraz daha farklı; öyle dışarıya çok açık değil. Ağaçların üzerine oturulmuş gibi geliyor insana; özellikle de deniz tarafındaki 4'lü masalarda oturduysanız.Üzerine mermerden plaka konmuş masalarda, eski tip toz şekerliklerden var. Bir de kül tablası. İlginçtir ki tatlılar, kurabiyeler, poğaçalar Beyaz Fırın'dan geliyor. Bir keresinde kruvasan yemiştim, sağolsun garsonlar kaşar peynir koyup içine tost makinasında basmışlardı. Şaşırmıştım; öncelikle böylesi bir hizmet verdiklerine, sonra da o güzelim kruvasanı mahvettiklerine..


Haftasonları denizden yana bakan masalarda yer bulmak hiç kolay değil. Sanıyorum büyük gruplar halinde gelen teyzeler vardiyalı halde çalışıp sabah tuttukları masayı akşama kadar bırakmıyorlar. Belki de günlerini orda yapıyorlar. Bilemedim şimdi.. ?! Haftaiçi ise nispeten daha kolay. Şahsen ben hayatımda (geçenlerdeki gidişime kadar) kenardaki bir masaya oturamamıştım. Bu sefer de garsonun sayesinde oldu aslında; bizim siparişleri emr-i vaki yaparak henüz boşalan bir masaya yerleştirdi ki otomatik olarak biz de deniz kenarına terfi ettik.

Efendim peki siparişlerim neydi?? Tabii ki de ne isimlerini ne de makalarını hatırlamıyorum. Bir tiramisu sipariş ettim, dondurmalı tiramisu olarak adı geçiyordu. Gelince de şaşırdım, çünkü tiramisum değişik bir paket içinde geldi, kasenin kapağını kasenin altına "ayak" olarak koymak mümkün. Tabii ki ben bunu sipariş gelince anlamadım; kase ile cebelleştiğimi gören garson bir "el attı" ve huuupp, alengirli bir hale geldi dondurmalı tiramisum. Tadı ise haariikaydı. Ama yanında içtiğim ince belli bardaktaki demlenmiş çayın üzerine yoktu.

Hasılı.. Bir haftasonu kesinlikle Moda'ya gidin, Ali Usta'dan dondurma alın kağıt helva arasında, sonra da badi badi yürüyün Kemal'e gelin, bir güzel çay için yer varsa. Moda'dan doğru denize bakın, eskileri yad edin.. Benden söylemesi, o çayın tadını unutmayacaksınız..

Kemal'in yerine puan vermiyorum. Haddime değil.. :))

24 Temmuz 2008 Perşembe

Çin Büfe - İstiklal Caddesi Beyoğlu

Uzakdoğu mutfağını çok severim. İstanbul'daki çin yemeği satan neredeyse her yere gitmişimdir. Sıklıkla da kendimi kazık yiyor gibi hissetmişimdir. Çünkü yurtdışında çin yemeği ucuzdur, eve giderken alınır, hatta eve getirtilir, karton tabakların içinde oldukça ilkel bir şekilde yenir. Bizde ise her ne hikmetse çin yemeği yemek olaydır; kağıt tabaktan ziyade porselenlerde yenir. Son birkaç sende Fang Fang gibi fast food zincirleri ile çin yemeği alışveriş merkezlerine girmeye bağladı. Birazcık da ucuzladı. Öğlen açık büfeleri ortaya çıktı. Fakat bunlar da iticilik düzeyinde pis.

Bir süredir, daha doğrusu senelerdir, bir arkadaşım Çin Büfe'den bahsediyordu. Ben de "gidicem, gitmeliyim.." gibisinden düşünüp duruyordum. Kısmet bu güneymiş.
Çin Büfe, Galatasaray'da, Taksim'den liseye gelirken soldaki son sokakta. Hani Galatasaray Hamamı'na giden sokağın üzerinde. Girince, birkaç adım sonra sağda görüyorsunuz. Daha doğrusu kapısının üzerinden "Tangram" resmini görüyorsunuz, kapıyı arıyorsunuz ve zor da olsa buluyorsunuz. Girişte solda ustalar var ve yemeği orada yapıyorlar. Uzunca bir koridor ve koridorun sonunda da 3 e 5 metre bir odaya geliyorsunuz. Masalara oturuyorsunuz. İçerisi şaşırtıcı derecede ferah, sevimli, temiz. Garsonlar eğlenceli, genç, yeteri kadar da eğitimli. Bu sürprizlerden sonra menüyü alıyorsunuz ve yine şaşırıyorsunuz; fiyatlar oldukça uygun. Öyle Chinese in Town'a gitmişcesine deliler gibi paralar vermiyorsunuz noodle'a. Sonra yemekler gelince bir şok daha; yemekler çok lezzetli ve doyurucu. Ayrıca temiz. Kapının girişindeki %100 çinli ustalar (ki ben bolca kebapçıdan bozma çin yemeği pişiricisi (?) gördüm) çok temiz çalışıyorlar ve insanı mutlu ediyorlar.
Ambiansta sinirimi bozan yegane şey arkaya yerleştirilmiş klimanın kıpkırmızıya boyanmış olması. Kuvvetle muhtemel ortama uysun, masalarla bir bütün oluştursun falan filan istenmiştir fakat, neden bu kadar kırmızı?

Kazık yemeden temiz bir çin yemeği yemek istiyorsanız, tıka basa doymak istiyorsanız Çin Büfe'ye kesinlikle gitmelisiniz. Susamlı kızarmış tavuk gibi bir entrée'leri var. Onu da denemelisiniz.

Ayrıca yakın zamanda Maslak'ta da bir şube açmışlar. Bununla gönlümü gerçekten de çaldırlar. Eminim evlere servisleri de harikadır.

10 üzerinden 8.

http://www.cinbufe.com/
Adres: Kuloğlu mahallesi turnacıbaşı sokak no:6 Beyoğlu / İstanbul
Tel: (0212) 251 87 02 pbx

23 Temmuz 2008 Çarşamba

Hıdiv Kasrı - Çubuklu Beykoz

Hıdiv Kasrı, Çubuklu'da, 270 dönüm bahçeye sahip bir "saray". 1800'lü yılların sonlarından itibaren, Osmanlı İmparatorluğu'nun Mısır valilerine "hıdiv" ünvanı verilmeye başlamış. Eh, valilerin Mısır'dan İstanbul'a geldiklerinde Topkapı Sarayı'nda bir odada kalmaları beklenemez tabii ki; hemen ilk Hıdiv Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya Kahire'deki sarayını aratmayacak bir Kasır hazırlanır. Kendileri de buraya yerleşir.


Şimdi Hıdiv Kasrı Beltur işletmeciliğinde. Beltur, işlettiği restoran ve kafeteryaları gruplandırmış sanıyorum; köşklerde farklı menüler sunarken, diğer restoran ve kafelerinde daha basit menüler sunuyor. Gel gör ki hizmet kalitesi aynı. Yani siz kendinizi Osmanlı saray mutfağında hissederken hoopp karşınıza garson Ahmet çıkıyor ve tüm hayallerinizi, ensenizden uzanıp gözünüzün önünden çekerek aldığı, hem de daha bitirmediğiniz yemek tabağı ile mahvediyor. Herşeye rağmen Hıdiv Kasrı'nı, belki evime yakın olduğu için, belki oldukça geniş ve yeşil bir alana yayıldığı için, belki de "bir nebze daha" kaliteli müşteriler ziyaret ettiği için nispeten daha çok severim.


Hıdiv Kasrı'nın otoparkına girdikten sonra (ki ücret alınıyor) ufak bir patikadan, yeşillikler, ağaçlar ve (nedenini anlayamadığım bir şekilde milyonlarca para dökülerek dikilmiş) rengarenk çiçekler arasından yürüyorsunuz. Solda "kameriye" gibi bir yapı var; burada nostaljik, dökme sandalyelerde oturuyor, çayınızı içiyor, tatlınızı yiyor ufak tefek, patates kızartması, sosis tava gibi atıştırmalıklar yiyebiliyorsunuz.


Sanıyorum eskiden bir de nargile içilen bir "otağ" vardı bahçede, pislik yuvası gibiydi. Allahtan kaldırmışlar, ya da ben göremedim?


Kameriyeyi biraz geçtikten sonra Hıdiv'in kapısındna giriyorsunuz. Oldukça güzel döşenmiş, küçük bir Osmanlı sarayı burası. Bir ön bahçesi var (genellikle düğünlerde kullanılan), bir orta salonu var (haftasonları açık büfe kahvaltının bulunduğu), bir arka salonu var (boğaza ve ormana doğru bakan), bir de bu arka salondan çıkılan oldukça geniş bir teras var. Sanıyorum en keyifli masalar arka terasta bulunuyor. Gel gör ki ne hikmetse, arka terasın önündeki yeşilikler kaldırılmış, mermerler kırık dökük, eski masalar bahçeye yığılmış. Bir de yavru kedi peydah olmuş ki Türk uyuzluğunu ortaya koyuyor. Yemek yerken ayağınıza sürünüyor falan filan. (Lütfen yanlış anlaşılmasın, kedi , köpek, kuş; her türlü hayvanı çok severim. Hatta evimde bakıyorum da. Ama yemek yerken, yediğim her lokmanın hesabını yapan hayvanlar moralimi bozuyor??)


Neyse, asıl mevzu neler yediğimiz. Ben adını her zamanki gibi hatırlamadığım, kayısı ve fıstıklı mantarlı et sote altına beğendili bir kebap yedim. Güzel bir tabakta, güzel ülkemin güzel garsonları, burnumun önünden tabağı geçirerek servis yaptı çok şükür. Annem bir deli patlıcan içine dolmalı kebap gibi birşey yedi. Babam da büyük beklentiler ile bir makarna getirtti ki evde yapardım. Hasılı; en güzel yemek yine benim yemeğimdi. Yediğim kızarmış dondurma da (adını hatırlıyorum, hayret!?) başka yerlerde yediğim kızarmış dondurmalardan çok farklıydı; hafif ve çok güzeldi.


Eğer Osmanlı mutfağını seviyorsanız ve Türk tipi garson modelinden sıkılmıyorsanız o zaman Hıdiv Kasrı'nın bir kez denemelisiniz bence.
10 üzerinden 6,5.


Adres: Çubuklı Korusu Çubuklu Yolu No:32 Beykoz İstanbul
Tel : 0216 413 92 53 - 0216 413 96 64 - 0216 425 06 03 - 0216 425 06 04
Fax: 0216 413 96 99