kadıköy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadıköy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2008 Pazar

Beliz - Kadıköy

Kadıköy'de yeni açılan ev yapımı baklava ve börek satan Beliz isimli restoyu denedim. Aslında Beliz pek resto sayılmaz, içeride 3 masa bulunan küçük bir ev yemekleri kafesi demek daha doğru olur. Bu kadar minik bi mekan olmasına rağmen çok dikkat çekici. Dükkandaki her şey kırmızı ve beyaz renklerde, nazar boncukları hariç:) Kırmızı beyaz damalı piknik örtülerinden, beyaz sandalyelerine her şey çok uyumlu ve sempatik. Yiyecekler ise bir harika. Bir kere tüm ürünler ev yapımı ve hiçbirinde katkı maddesi kullanılmıyor. Hatta baklava ve börek gibi bariz Türk yemeklerini hakkını vererek yapabilecek olan kişiyi de görebiliyoruz içerde; kendisi -hani gözlemecilerde camekanın önünde hamur açanlar gibi- bir teyze.

Beliz kafede her çeşit baklava bulunuyor. Laz böreğinden (adının börek olduğuna bakmayın, içi muhallebi dolu bir baklava çeşidi) fıstıklı, cevizli baklavaya; peynirli,kıymalı, ıspanaklı kol böreğinden su ve gül böreğine belki de birçoğunu bilmediğiniz bir sürü çeşit mevcut. Bunların dışında da her gün farklı olmak üzere yine ev yapımı yiyecekler çıkıyor. Mesela ben gittiğimde zeytinyağlı yaprak sarma, mercimek köftesi, peynirli ev poğaçası, tatlı ve tuzlu kurabiye çeşitleri vardı. Bunlardan da başka, değişik reçeller satıyorlar. Ceviz, patlıcan, domates, kumkuat, balkabağı reçelleri var.Beliz kafede oturuşuma gelince... Biraz zeytinyağlı sarma, biraz mercimek köftesi, ıspanaklı kol böreği ve laz böreğinden oluşan karışık bir tabak istedim. Çok hoşuma giden bir özelliği de bu oldu: İstediğiniz çeşitten istediğiniz kadar tabağınıza koydurtup isterseniz her şeyden bile tadabiliyorsunuz. Zaten yiyecekler etrafta süslü cam kaplar içinden size bakarken o kadar canınız çekiyorki muhtemelen giden herkes ondan bundan istiyordur:) Yanına da semaverde demlenmiş bir bardak çay veriyorlarki daha ne... Çay saatinde gibi bir şeyler atıştırmak ya da güzelce doymak için mükemmel bir yer. Tüm yiyecek seçenekleri çok çekici ve annenizin yaptığı kadar sağlıklı. Üstüne bir de benim yaptığım gibi güzel bir reçel alarak oradan çıktığınızda hem hafif şeyler yemiş olarak tok hem de değişik bir reçele sahip olursunuz:)Beliz'i bu kadar övdüm ama hakkında söyleyeceğim bir şey daha varki hiç de hoş değil. Oranın sahibi olan bayan bana ve müşterilere çok tatlı, verici, sempatik davranıp çok iyi ağırlamış olmasına rağmen yanında çalışan, börekleri ve baklavaları gerçekten çok lezzetli ve ev yapımı hale getiren teyzeye benim ve birkaç müşterinin yanında daha olmak üzere, bana kalırsa çok kaba bir davranışta bulundu. Ben kart ya da magnet var mı diye sordum ve iki bayanda kart ve magnet aramaya başladı. Daha yeni açıldıkları için her şey yerli yerine oturmuş değildi henüz ve bana uzun gelmeyen ama Beliz'in sahibi olan bayanı rahatsız eden bir süre boyunca arandılar. Teyze, bir broşür bulup bu olur mu, diye bayana gösterdi ve "O broşür, magnete ya da karta benzer bir hali mi var?"la başlayan ve hiç de hoş ilerlemeyen, ses tonunun da oldukça yükseldiği bir şekilde ben "Tamam, ben bir dahaki uğrayışımda alırım, sorun değil." diyene kadar kadıncağızı azarladı. Bunun üzerine ben oraya olan tüm sayygımı yitirdim açıkçası; çünkü çalışanına saygı göstermeyen biri müşterilerine saygılı olamaz bence ve tüm sempatikliği de görünüşteydi, anlamına gelir bu.Böyle bir durumda Beliz'i puanlamayacağım. Çünkü içimden puan vermek bile gelmiyor. Doymaktansa insanların adam yerine koyulduğu bir yere gitmeyi tercih ederim. Umarım etrafta sağlıklı ürünler sunan, "gerçekten" sempatik ve saygın yerler açılır.
Beliz - Kadıköy
0216 418 66 69

30 Eylül 2008 Salı

Çiya - Kadıköy Çarşı

Ben ki kebaptan anlarım, Çiya benim bile ligimin çok üstünde bana kalırsa..

Sanıyorum geçen kıştı, Halil'in iş arkadaşları ile gitmiştik ilk kez Çiya'ya. Bana bir tuhaf gelmişti Kadıköy Çarşısı'Nın içinde bir "lokantaya" gitmek ama, anlaşılan lokanta değilmiş gittiğimiz yer.
Çarşının içinde birden çok restoranı var Çiya'nın; bir tanesi ev yemeği yapıyor, diğer ikisi ise kebap işi ile ilgileniyor. Bizim gititğimiz iki katlı bir kebap salonuydu; girişte içli köfte, minik pideler, sıcak aperatiflerin bulunduğu bir büfenin yanında salata büfesi bulunuyor. Fakat yanlış anlamayın; öyle Pizza Hut'ta yediğiniz salatalardan değil; zeytinyağlı patlıcan dolmasından börülceye kadar birçok meze ve zeytinyağlı bulunuyor. seyretmek ile şölen gibi.

Benim canım bu büfedeki şeyleri deliler gibi denemek istediği için ben sadece çöp şiş siparişi verdim; Halil ise abugannuş istedi. Ve hemen alt kata inip mezelerden tabağıma doldurmaya koyuldum. Yoğurtlu Patlıcan, Kürt Köftesi, Zahter, Avrat Salatası, Murç, Dolma, Kör Köfte, Mahammara gibi bilimum antep (sanıyorum) mutfağının örneklerini tabağıma doldurdum. Kör Köfte inanılmaz değişikti, Zahter de. Neyse.. herşeyden birer tatlı kaşığı aldığım için sorun olmadı.. :) Bunun dışında birer fındık lahmacun (olmazsa olmaz), peynirli pide aldık oburluğumuza doymadığımız için.

Yemeğimizi ellerimizle yedikten sonra hesabı alana kadar ise garson bize, denememiz için iki şey bardak elma ve böğürtlen şerbeti getirdi. Hiç bilmediğim bu tadları denemek gerçekten de harikaydı.

Garsonların ilgisi, yayık ayranının tadı, kebapların acısının kıvamı ve mezelerin muhteşemliği ise beni benden aldı.

Gerçek bir kebap deneyimi yaşamak ve bunu da pahalı görünen ama aslında fabrikasyon iş yapan kebapçılarda aramak istemiyorsanız, bence bir yolunu bulun ve Kadıköy Çarşı'ya gidip Çiya'da yemek yiyin. Eminim beni anlayacaksınız.

www.ciya.com.tr (Web sitesi kesinlikle ziyaret edilmeli.Tam bir kültür bomardımanı yaşacaksınız)

Çiya Kebap

Caferağa Mah. Güneşlibahçe Sk. 48/B Kadıköy - İstanbul
Tel: (216) 336 30 13 - Faks: (216) 349 19 02

Çiya Kebap 2

Caferağa Mah. Güneşlibahçe Sk. No: 44 Kadıköy - İstanbul
Tel: (216) 418 51 15 - Faks: (216) 349 19 02

Çiya Sofrası

Caferağa Mah. Güneşlibahçe Sk. No:43 Kadıköy - İstanbul
Tel: (216) 330 31 90 - Faks: (216) 349 19 02

29 Eylül 2008 Pazartesi

Marmara Pastanesi - Feneryolu Kadıköy

Beykoz'a taşınmadan önce Feneryolu'nda otururduk. O nedenle de "mahalle" ne demek çok iyi bilirim; ekmeğimizi fırından alırdık, domatesimizi manavdan, leblebi yeni kavrulmuş olurdu kuruyemişçide, gazetemizi getirecek kapımız olmadı hiç. Bunun için de tüm mahalle tanırdı beni. Sabahları pijamamın üzerine kırmızı paltomu giyer badi badi bakkal çakkal gezerdim..

Geçenlerde kız kardeşim Aysu ile de yad ettik eski günleri. Farkettik ki bazı tadlar hala damağımızda. Ama bu tadlar çok güzel olduğu için değil, sadece bizim için çok güzel şeyler ifade ettiği için. Örneğin, küçükken yediğim şemsiye çukulataların binbir kat daha güzli truffle'lar yiyorum ama ne zaman bir yerde şemsiye çukulata ile karşılaşsam almadan edemiyorum. Ya da Mabel sakız; artık Neo bilmemne sakızlar yaptılar, çiğnerken içinde sular patlıyor, ama ben yine de Mabel sakızın kayışvari tadını hiçbirşeye değişmem.

İşte Marmara Pastanesi o zamanlardan kalan bir tad benim için. Onun için de çok değerli.

Hatırlarım; bir 10 dk kadar yürürdüm Marmara Pastanesi'ne gidebilmek için. Muhteşem "pizza"ları (hani pastane hamurundan yapılan domatesli, sosisli pizzalar vardır ya), tadından yenmeyecek pastaları vardı. Hatta hatırladığım kadarıyla ilk Marmara Pastanesi'nde görmüştüm beyaz çukulatalı pastayı. Belki de beyaz çukulatayı. Ufacık bir pastayı, dilim dilim kestikleri beyaz çukulata ile süslemişlerdi. Alamamıştım, pahalıydı. ..

Birkaç hafta önce, tam da Ramazan ayı gelmeden son pazar günü, Halil ile kahvaltı etmeye gittik Marmara Pastanesi'ne. Biliyorum, kahvaltı için o kadar da uygun bir yer değil. Zaten kahvaltı tabakları falan da yok. Ama benim için o kadar çok şey ifade ediyordu ki pastane, tadına doyum olmadı gerçekten de.

Neler yediğimize gelince, jambonlu kaşarlı poğaça (pek sevmedim, tavuk jambonmuş, bize söylememişlerdi), pizza ( yorumsuz :)) ), su böreği, birkaç çeşit de çukulatalı eklerle pasta arası tatlı. Tatlı yemeden duramam biliyorsunuz. Hepsinden öyle keyif aldım ki şaşarsınız. Hele bir de, fabrikasyona dönmemiş demleme çaylarımı güpür güpür içince midem bayram etti.

Tel: 0216 567 8557
Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsü Karşısı

29 Temmuz 2008 Salı

Kemal'in Yeri - Moda Kadıköy


Bugün size birçoğunuzun, birçoğunuzun anne ve babalarının, birçoğunuzun dedeleri ve ninelerinin yakından bildiği; İstanbul anadolu yakasında büyümüş, İstanbul'un (nispeten) yerlisi olan herkesin tanıdığı, bildiği bir yeri anlatmayı düşünüyorum. Daha doğrusu oradan kendi anladıklarımı size aktarmayı... Çünkü dediğim gibi herkes tanıyordur Kemal'in Yeri'ni.
Çocukluğumdan aklımda kalan TRT cümleciklerinden biri "Barış Manço Moda 81300 İstanbul". Yanlış mı hatırlıyorum yoksa??


Küçükken Feneryolu'nda otururduk. Kuyubaşı'nda. Küçük bi rmüstakil evimiz vardı. Sonradan baktık ki son müstakil ev bizimdi. Taşınmak gerekti, oraya yepyeni, süperlüks bir apartman yapmak gerekliydi; yaptırdık. Bir bahçemiz vardı; bir kısmında domates yetiştirirdik (hep çürük çarık eciş bücüş olurlardı ama..), bir çardağımız vardı, eski çardaklardan, beyaz demirden. Kadıköy'e yürüyerek giderdik, Cadde'nin adı Bağdat Caddesi'ydi. Kristal vardı; Kral ve Ben vardı.. Neyse... bunlar farklı mevzular..


Kemal'in yeri, içindeki plastik sandalyeleri, zeminin kaplandığı yeşil halısı, 70'lerden kalan plastik yuvarlık lambaları, pis tuvalete, tuhaf garsonları ile bana çocukluğumu hatırlatıyor. Şimdilerde çok daha kaliteli yerler var çayını yudumlayabileceğin, boğaza nazır dinlenebileceğin, sevgiline sarılabileceğin. Ama yüzümde aynı gülümsemeyi yaratmıyor nedense..


Kemal'in yeri bir çay bahçesinden ziyade bir kameriye. Girişi Moda'daki diğer çay bahçelerinden biraz daha farklı; öyle dışarıya çok açık değil. Ağaçların üzerine oturulmuş gibi geliyor insana; özellikle de deniz tarafındaki 4'lü masalarda oturduysanız.Üzerine mermerden plaka konmuş masalarda, eski tip toz şekerliklerden var. Bir de kül tablası. İlginçtir ki tatlılar, kurabiyeler, poğaçalar Beyaz Fırın'dan geliyor. Bir keresinde kruvasan yemiştim, sağolsun garsonlar kaşar peynir koyup içine tost makinasında basmışlardı. Şaşırmıştım; öncelikle böylesi bir hizmet verdiklerine, sonra da o güzelim kruvasanı mahvettiklerine..


Haftasonları denizden yana bakan masalarda yer bulmak hiç kolay değil. Sanıyorum büyük gruplar halinde gelen teyzeler vardiyalı halde çalışıp sabah tuttukları masayı akşama kadar bırakmıyorlar. Belki de günlerini orda yapıyorlar. Bilemedim şimdi.. ?! Haftaiçi ise nispeten daha kolay. Şahsen ben hayatımda (geçenlerdeki gidişime kadar) kenardaki bir masaya oturamamıştım. Bu sefer de garsonun sayesinde oldu aslında; bizim siparişleri emr-i vaki yaparak henüz boşalan bir masaya yerleştirdi ki otomatik olarak biz de deniz kenarına terfi ettik.

Efendim peki siparişlerim neydi?? Tabii ki de ne isimlerini ne de makalarını hatırlamıyorum. Bir tiramisu sipariş ettim, dondurmalı tiramisu olarak adı geçiyordu. Gelince de şaşırdım, çünkü tiramisum değişik bir paket içinde geldi, kasenin kapağını kasenin altına "ayak" olarak koymak mümkün. Tabii ki ben bunu sipariş gelince anlamadım; kase ile cebelleştiğimi gören garson bir "el attı" ve huuupp, alengirli bir hale geldi dondurmalı tiramisum. Tadı ise haariikaydı. Ama yanında içtiğim ince belli bardaktaki demlenmiş çayın üzerine yoktu.

Hasılı.. Bir haftasonu kesinlikle Moda'ya gidin, Ali Usta'dan dondurma alın kağıt helva arasında, sonra da badi badi yürüyün Kemal'e gelin, bir güzel çay için yer varsa. Moda'dan doğru denize bakın, eskileri yad edin.. Benden söylemesi, o çayın tadını unutmayacaksınız..

Kemal'in yerine puan vermiyorum. Haddime değil.. :))